Yazı Detayı
29 Temmuz 2020 - Çarşamba 08:56
 
Atatürk’ü Koruma Kanunu Neden Kaldırılmalı?
Doç. Dr. Abdulvahap AKINCI
 
 

Halk arasında Atatürk’ü Koruma Kanunu veya 5816 numaralı Kanun olarak bilinen, “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun” hakkında genel değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Uzun yıllar gündemde olan ve birçok kişinin yargılanmasının hukuki dayanağını oluşturan ve hala gündemde olan kanun hakkında naçizane görüşlerimi dillendirmek istiyorum.

 

Öncelikle böyle bir kanuna neden ve ne zaman ihtiyaç duyuldu sorusuna cevap vererek konuya girelim.

 

Mustafa Kemal 1938’de öldükten sonra yerine Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü, Onun yerini her yönüyle doldurmaya ve hatta onu unutturmaya çalıştı. Bu bağlamda paraların üstünden Mustafa Kemal’in resmi yerine kendi resmini bastırdı. Yine aynı bağlamda devlet dairelerine kendi fotoğraflarını astırdı.

 

Söz konusu durum, CHP açısından herhangi bir sorun oluşturmamaktaydı. Mustafa Kemal’in hatırasına ihanet noktasında bir duyarlılık gösterilmemişti. Daha doğru bir ifadeyle, Mustafa Kemal gömülmüştü ve artık hükmün tek sahibi İsmet İnönü idi. Mustafa Kemal’in gölgesinin yönetim üzerinde dolanmasına ne ihtiyaç duyulmuş ne de müsaade edilmişti.

 

Mustafa Kemal’in yol arkadaşlığını yapan kişiler tarafından CHP’den ayrılarak kurulan Demokrat Parti, aslında oluşturulmak istenen algının tam tersine, Mustafa Kemal karşıtı değildi. CHP içerisindeki liberal yani özgürlükçü kanadı temsil eden kişiler tarafından kurulmuştu. Dolayısıyla partinin Mustafa Kemal’e karşı bir duruşu mevcut değildi. Tam tersine, Demokrat Parti, Mustafa Kemal’e daha fazla saygı duyulmasını ve onun hatırasının koruma altına alınmasını istemekteydi.

 

Demokrat Parti’nin kurucuları birilerinin sandığı gibi çok dindar veya muhafazakâr değillerdi. Sadece halkın inançlarına daha saygılı bir anlayışı benimsemekteydiler. Onların inançlarına baskı yapılmasına karşı çıkıyorlardı.

 

Radikal bir grup tarafından Mustafa Kemal’in heykel ve büstlerine dönük saldırılar yapılmaktaydı. Bu süreçte CHP, Demokrat Parti’yi “sizden destek alarak yapıyorlar” söylemi ile sıkıştırıyordu. Sırf bu CHP saldırganlığından kendini korumak adına Demokrat Parti tarafından söz konusu kanun hazırlatıldı.

 

Kanunun metnini Alman Yahudi’si olan Prof. Dr. Ernst Eduard Hirsch hazırlamıştı. Ölmüş bir kişiyi korumaya dönük bir kanun yapılması hukuka uygun bir durum değildi. Hatıralarında da bu durumu açıkça belirten Hirsch, bir formül uydurarak durumu kurtarmaya çalıştı. Onun yaklaşımına göre, Atatürk’e yapılan saldırı ve hakaretler, onu sevenleri rencide etmektedir. Dolayısıyla burada aslında korunan, bu saldırılardan dolayı rahatsız olan vatandaşlardır.

 

Hukuki kılıf bulunduktan sonra, 25 Temmuz 1951 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş ve 31 Temmuz 1951 tarihinde de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

 

Sonraki süreçlerde her konuşanı ve rejime eleştiri yönelteni baskı altına almak ve hapishanelerde çürütmek için kullanılmıştır.

 

Bir demokraside ölmüş birini koruma adı altında bir kanunun yapılmış olması ve hatta bu yolla farklı düşünce ve taleplerin dillendirilmesinin önünün kesilmiş olması anlaşılabilir değildir. Dünyada bu tarz bir demokrasi mevcut değildir.

 

Daha da ötesi, sistemin kendisi büyük bir dogma haline getirilmiş ve zamanın şart, ihtiyaç ve taleplerine göre gelişim ve değişimin önüne geçilmiştir.

 

Şimdi birileri çıkıp diyecek ki, efendim ya ona küfür ve hakaret edilirse ne yapılacak? Kimsenin birilerine (ölü veya diri) hakaret ve küfür etmeye hakkı yoktur. Buna dönük zaten gerekli düzenlemeler hukuk dairesinde mevcuttur.

 

Bu kanunun uygulanmasındaki durum çok farklıdır. Adeta yeni bir kutsal inşa edilmekte ve bu kutsal mihenk taşı olarak kabul edilerek, diğer yaklaşım tarzları imha ediliyordu.

 

Bir Müslüman için en kutsal değerler Allah ve Hazreti Peygamberdir. Yine aynı şekilde Türkiye dediğimiz zaman 100 yıllık bir tarihi anlamayacağız. Her ne kadar kendisine “Atatürk” soyadını verdirmiş olsa da, bu Türklerin atasının Mustafa Kemal olduğu anlamına gelmez. 4 bin yıllık bir tarihe sahip olan Türk milletinin çok sayıda atası ve dedesi mevcuttur.

 

Oğuz Kağan’dan Alparslan’a, Osman Gazi’den Fatih’e, Kanuni’ye, Abdülhamit’e, Vahdettin’e varıncaya kadar çok sayıda saygın liderlerimiz vardır. Bütün bunları korumaya dönük herhangi bir kanuna ihtiyaç duyulmazken, Mustafa Kemal’e neden ihtiyaç duyulsun?

 

Yıllarca Abdülhamit Han, Vahdettin ve diğer birçok padişaha hakaretler yağdırılmış ve emanetlerine en ufak bir saygı duyulmamış olduğu halde, kimse bu kişileri aziz milletin kalbinden silememiştir. Dolayısıyla Mustafa Kemal de sevenleri tarafından yaşatılmaya devam edecektir.

 

En kutsal değerlere saldırılmasını fikir özgürlüğü olarak göstermeye çalışan belli kitlelerin, İslam ve onun temel değer ve kişilerine saldırmakta en ufak bir beis görmemesi nasıl açıklanabilir? Benim dinimin ve Peygamberimin Mustafa Kemal’e gösterildiği kadar bir korumayı hak etmediğini hangi vicdan söyleyebilir? İslam’a saldırı bir özgürlük alanı, Kemalist ilkeler ise tabu haline getirilmiş ise, ortada çok ciddi bir sorun var demektir.

 

Artık birilerinin Mustafa Kemal üzerinden baskı kurmalarına ve fikir hürriyetini sınırlamalarına fırsat vermemek gerekir. Kanunlar yolu ile belli değerleri koruma anlayışından vazgeçilmelidir. Halkın gönlüne nakşetmiş değerler, kanun koruması olmadan da varlığını korumaya devam edeceklerdir.

 

Böyle bir taş devrinden kalma kanun ile ne Mustafa Kemal, ne de onun değerleri koruna bilir. Hakaret ve küfür etmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu durum dini değerlerimiz için de, Fatih, Abdülhamit, Mustafa Kemal için de aynı şekilde geçerlidir. Bütün tabuları yıkma söylemi ile ortaya çıkmış olan Mustafa Kemal, ülkedeki en büyük tabu haline dönüştürüldü. Buna kimsenin hakkı yoktur. Dolayısıyla Atatürk’ü Koruma Kanunu’ndan bu toplumu kurtarmak gerekir.

 
Etiketler: Atatürk’ü, Koruma, Kanunu, Neden, Kaldırılmalı?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
05 Ağustos 2020
Kralın Soytarıları
02 Ağustos 2020
Kocaeli’de DEVA-sa Hayal Kırıklığı
22 Temmuz 2020
Akdeniz’de Türk Tsunamisi
15 Temmuz 2020
15 Temmuz Olmasa Ne Olurdu?
08 Temmuz 2020
Tarih Erdoğan’ı Nasıl Yazacak?
01 Temmuz 2020
Ahlaksızlıkta Zirvesiniz
24 Haziran 2020
Kızıl Elma Peşinde Büyük Türkiye’nin Yeniden Doğuşu
17 Haziran 2020
Pençe Kaplan Operasyonunun Mesajları…
10 Haziran 2020
Ayasofya Neden Açılmalıdır?
03 Haziran 2020
Gezi Parkından ABD Baharına: Algılar ve Gerçekler
27 Mayıs 2020
AHLAKSIZSINIZ
20 Mayıs 2020
Atlantik İttifakı, Yeni Oluşumlar, Kiralık/Satılık Milletvekilleri, Yerel Özerklik…
13 Mayıs 2020
Fatih Tezcan’dan Sevda Noyan’a Nefret Dili…
06 Mayıs 2020
Darbe ile Devrim Arasında Kimliksiz Türk Solu….
29 Nisan 2020
Alevilik, Diyanet, LGBTİ: CHP Nereye Koşuyor?
22 Nisan 2020
23 Nisan: İlk Günkü Aşkla…
15 Nisan 2020
Türkiye BM’den Büyüktür
08 Nisan 2020
Verilmemiş Dersin Ücreti mi Olur?
01 Nisan 2020
Biz Bize Yeter miyiz?
25 Mart 2020
Çin Virüsü mü Türk Virüsü mü Daha Tehlikeli?
18 Mart 2020
Koronavirüs Hakkında
11 Mart 2020
Suriyeli Çocukların Vebali
04 Mart 2020
Suriyelilerden Ebabil Kuşlarına…
26 Şubat 2020
Irkçılık Üzerine...
19 Şubat 2020
Birisi Darbe mi Dedi?
12 Şubat 2020
KIBRIS’IN İLHAKI BİR ZORUNLULUKTUR
05 Şubat 2020
Ücret Adaleti Üzerine: Bekçiye Var da Öğretmene Yok mu?
29 Ocak 2020
Elazığ Depreminin Ardından: Enkazın Neresindeyiz?
22 Ocak 2020
Çöp Tesisi Üzerinden Siyaseti Okumak…
15 Ocak 2020
Türk Olmak Suç mu?
08 Ocak 2020
Şii Hilali ve Kasım Süleymani: Katilden Şehit Olmaz…
01 Ocak 2020
Yeni Yıl Maskeli Noel Coşkusu…
25 Aralık 2019
Domuzdan Post, Rüşvetten okul olmaz!
18 Aralık 2019
Libya Üzerinden Akdeniz Oyunları: Türk Askeri Libya’ya….
11 Aralık 2019
Doğu Türkistan’da Soykırım: Türk-İslam Dünyası Sessiz…
04 Aralık 2019
Alevi-Sünni Kardeştir: Hepimiz Türkiye’yiz
27 Kasım 2019
CHP’de Bizans Oyunları: Muharrem İnce’nin Suçu Ne?
20 Kasım 2019
İhanetin Eşiğinde Muhalif Olmak
12 Kasım 2019
Aile Bakanlığı Nereye Koşuyor?
30 Ekim 2019
Yazar Hakkında
Haber Yazılımı